Bu soru, özellikle üreme çağındaki kadınların sıkça karşılaştığı ve halk arasında “çikolata kisti” olarak da bilinen durum için en çok merak edilen konulardan biridir. Tıbbi tanımıyla; normalde rahim içini kaplayan ve her ay adet kanamasıyla dökülen endometrium tabakasına ait hücrelerin, rahim dışında bulunması durumudur. Bu hücreler sıklıkla yumurtalıklar üzerinde, karın iç duvarında, fallop tüplerinde, bağırsak veya mesane gibi organların yüzeyinde yerleşerek Endometriozis hastalığına neden olur.

Endometriozis Kimlerde Görülür?

Genellikle üreme çağındaki kadınların yaklaşık %10’unda görülen bu rahatsızlık, kadın adet görmeye başladıktan menopoza kadar olan dönem içinde herhangi bir zamanda ortaya çıkabilir. Erken dönemde belirti verebilse de Endometriozis tanısı sıklıkla 30’lu ve 40’lı yaşlarda konulmaktadır. Özellikle ailesinde bu öykü bulunan kadınlarda risk faktörü artış gösterebilir.

Endometriozis Vücutta Neler Yapar?

Endometriozis implantları (odakları), tıpkı rahim içindeki doku gibi estrojene (kadınlık hormonu) duyarlıdır. Bu nedenle rahim içindeki endometrium tabakası nasıl her ay kalınlaşıp kanıyorsa, rahim dışındaki bu odaklarda da adet döneminde kanama gerçekleşir. Ancak bu kanın vücuttan atılacağı bir yol yoktur.

Bu iç kanama sonucunda çevre dokularda tahriş (irritasyon), iltihaplanma (enflamasyon) ve şişme meydana gelir. Bu olayların her ay tekrarlaması, zamanla karın içinde yapışıklıklara (adhezyon) yol açar ve organların birbirleriyle olan normal anatomik ilişkisi bozulabilir. Yumurtalıklarda biriken kan zamanla kahverengi, yoğun kıvamlı bir sıvıya dönüşür ve bu yapıya “çikolata kisti” (endometrioma) adı verilir.

En Sık Görülen Endometriozis Belirtileri Nelerdir?

Hastalığın belirtileri kişiden kişiye değişmekle birlikte, en yaygın Endometriozis belirtileri şunlardır:

1. Şiddetli ve Kronik Ağrı

Enflamasyon ve doku yapışıklıkları, hastalarda en sık görülen şikayet olan “Kronik Pelvik Ağrı”ya yol açar. Bu ağrı özellikle adet öncesinde başlar ve kanama sırasında şiddetlenir. Kronik pelvik ağrısı olan kadınların dörtte üçünde bu hastalık saptanmaktadır. Ayrıca odakların yerleşim yerine göre bağırsak hareketleri sırasında veya idrar yaparken de ağrı hissedilebilir.

2. İlişki Sırasında Ağrı (Disparoni)

Derin yerleşimli nodüller nedeniyle cinsel ilişki sırasında ağrı (disparoni) sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Önemli bir nokta şudur ki; hastalığın evresi her zaman ağrının şiddeti ile doğru orantılı değildir. İleri evre hastalarda hafif ağrı olabilirken, erken evre hastalarda çok şiddetli ağrılar görülebilir.

3. İnfertilite (Kısırlık)

Endometriozis klinik tablosunda karşımıza çıkan en ciddi sonuçlardan biri gebe kalmada zorluktur. Hastalığın en önemli komplikasyonu olan infertilite, olguların %30-50’sinde görülmektedir. Yapışıklıklar tüplerin tıkanmasına veya yumurta kalitesinin bozulmasına neden olarak gebeliği zorlaştırabilir.

Endometriozis Tanısı Nasıl Konur?

Hastanın anlattığı semptomlar, yapılan detaylı pelvik muayene ve ultrasonografi görüntüleri hekim için oldukça yol göstericidir ve Endometriozis şüphesini doğurur. Ancak kesin tanı cerrahi işlem ile konur. Sıklıkla laparoskopi (kapalı ameliyat) yöntemiyle karın içinin gözlenmesi ve alınan doku örneklerinin patolojik incelemesi net sonucu verir. Cerrahi sırasında hastalığın yaygınlığına bakılarak hafif, orta veya ağır (derin) endometriozis olarak evreleme yapılır.

Endometriozis Tedavi Yöntemleri ve Tüp Bebek

Tedavi planı; hastalığın yaygınlığına, belirtilerin şiddetine ve hastanın çocuk istemi olup olmadığına göre kişiye özel olarak belirlenir.

  • Medikal (İlaç) Tedavi: Ağrı ön plandaysa öncelikle ilaç tedavisi denenir. Antienflamatuar ajanlar, doğum kontrol hapları, progestinler ve GnRH analogları gibi hormon ilaçları kullanılır. Bu ilaçlar oluşan patolojileri tamamen yok etmez ancak hastalığın ilerlemesini yavaşlatarak yeni lezyon oluşumunu baskılar ve ağrıyı yönetmeye yardımcı olur.

  • Cerrahi Tedavi: Ağrıyı azaltmak ve fertilite (doğurganlık) potansiyelini artırmak için cerrahi müdahale gerekebilir. Özellikle ileri evre (ağır) vakalarda ve büyük çikolata kistlerinde cerrahi en uygun seçenektir. Operasyonla endometriyotik dokular temizlenir, yapışıklıklar açılır ve normal anatomi sağlanır. Cerrahi sonrası ağrı şikayetleri büyük oranda geçer ancak %40-80 oranında 2 yıl içinde nüks etme riski bulunur.

  • Tüp Bebek Tedavisi: Çocuk istemi olan olgularda, eğer cerrahi ve medikal tedavilerle doğal yolla gebelik elde edilemiyorsa, vakit kaybetmeden üremeye yardımcı tedavi yöntemlerine başvurulmalıdır. Özellikle rezervin azaldığı veya tüplerin hasar gördüğü durumlarda Tüp Bebek (IVF) uygulaması en başarılı sonuç veren yöntemdir. Florence FertiCenter ekibi olarak, endometriozis kaynaklı infertilite tedavisinde kişiye özel protokollerle yanınızdayız.



Kadın Yaşı ve Fertilite, Günümüz toplumunda ileri yaş nedenli gebe kalamama (infertilite) gittikçe daha yaygın hale gelmektedir. Kadınların yaklaşık %20’si ailelerini kurmak ve çocuk sahibi olmak için 35 yaşından sonrayı beklemektedirler. Bu eğilim çeşitli faktörlerin etkisi altında gerçekleşmiştir:

  • Daha fazla kadın iş hayatına katılmıştır
  • Kadınlar artık daha ileri yaşlarda evlenmektedirler
  • Boşanma oranları yüksektir
  • Çiftler çocuk sahibi olmak için finansal olarak daha güvenli zamanı beklemektedirler
  • Gebelikten korunma imkanları kolaylaşmıştır
  • Birçok kadın 20’li yaşların sonlarında ya da 30’lu yaşların başlangıcında üreme potansiyellerinin azalmaya başladığını fark etmemektedirler.

Ayrıca, medyada duyulan haberler, gebe kalmayı erteleyebileceğiniz ve sonra hazır olduğunuzda yardımcı üreme teknikleri ile gebe kalınabileceği düşüncesine neden olabilmektedir. Ancak, ileri yaş doğal yolla gebe kalabilme şansınızı azalttığı gibi infertilite tedavilerinin başarı şansını da olumsuz yönde etkilemektedir. Örneğin, sağlıklı 30 yaşında bir kadınsanız, her ay gebe kalma şansınız yaklaşık % 20-25 dir. Oysa bu oran 40 yaşında her ay için % 5-10 lara düşmektedir. Birçok durumda doğal yolla gebe kalma için geçerli olan bu oranlar yardımcı üreme teknikleri için de geçerlidir.

Yaşla birlikte, özellikle 35 yaşından sonra, gebe kalma potansiyelinin (fertilite) azaldığını bilmek önemlidir. Günümüzde kadınlar geçmişe göre daha sağlıklı ve kendilerine daha fazla bakmalarına rağmen, fertilitedeki yaşa bağlı düşüş telafi edilememektedir.

Genetik anomaliler

Yumurtalıklarda yaşa bağlı yumurta kalitesinin azalması sonucu genetik anomali görülme sıklığı da artar, düşük oranında artış görülür. Bu nedenle, 40 yaşın üstündeki kadınlarda düşük riski % 30-40 lara çıkmaktadır.

Down sendromu gibi kromozomal anomaliler, ileri yaş annelerden doğan çocuklarda daha sık görülmektedir . 25 yaşındaki bir gebede kromozomal anomalili bir bebek doğurma riski 1/ 476 iken, bu risk 40 yaşında ki bir gebede 1/66 ya yükselmektedir.

Yaşa bağlı fertiliteyi etkileyen diğer faktörler

Kadında yaşa bağlı fertilitedeki azalmaya yol açan diğer bir faktör ise eşlik eden endometriozis, pelvik enfeksiyon ve myom gibi jinekolojik hastalıkların görülme sıklığının yaşla birlikte artmasıdır. Bu hastalıklar çeşitli mekanizmalarla (tüplerin kapanması, rahim içi yapışıklıklar) fertiliteyi olumsuz yönde etkilemektedir.

Ne zaman doktora başvurmalısınız?

Yaşınız 35 ve üzerindeyse araştırmanızı mümkün olduğunca çabuk başlatmalısınız. 35 yaş ve üzeri kadınlarda 6 ay korunmasız olarak ilişkiye girilmesine rağmen gebelik oluşmamışsa infertilite tanısı konur ve incelemeler başlar. Eğer gebe kalmanızı etkileyecek medikal bir problem (amenore, seksüel disfonksiyon, pelvik hastalık hikayesi ya da cerrahi girişim gibi) varsa infertilite araştırmasına acilen başlamalısınız.

Gebelik Öncesi

Yüksek tansiyon ya da diyabet gibi bir rahatsızlığınız varsa gebelik planlanırken doktorunuzla konuşmalısınız. Sağlık problemlerinizin kontrol altında olması önemlidir. Doktorunuz, gebelik oluşmadan önce ilaçlarınızın değişmesini isteyebilir. Hamilelik öncesi yüksek tansiyon ya da diyabetiniz olmasa bile, 35 yaşından sonra gebe kalan kadınlarda bu rahatsızlıklar daha sık görülür. Bu durumda, gebelik süresince özel takip ve testler önerilebilir.

35 yaş üzerindeki kadınların çocuklarında kromozomal anomali riski daha yüksek olduğundan, gebelik planlarken bu riskleri doktorunuz ya da bir genetik uzmanıyla konuşmayı isteyebilirsiniz. Birçok ebeveyn doğru kararlar verebilmek için gebelik hakkında mümkün olduğunca fazla şey bilmek istemektedir.

Özetle

Yaşlandıkça fertilite doğal olarak azalır. Bu azalmanın ne zaman başladığı ve hangi hızda ilerlediği kadından kadına değişkenlik gösterir. Eğer 35 yaşından sonra gebe kalmayı planlıyorsanız, uygun testler ve tedavi yöntemleriyle ilgili bilgi sahibi olmanız ayrıca infertilite tedavilerindeki başarı şansınız konusunda gerçekçi olmanız önemlidir. Her türlü seçeneği öğrenmeniz ve kendi ihtiyaç ve hedeflerinizin farkında olmanız, siz ve eşinizin için en iyi kararları verebilmenize olanak sağlayacaktır.



Tüp bebek tedavi sürecinde Hormon Analizi, Tedavi öncesi ve tedavi süresince gerekli olabilecek tüm hormon tetkikleri hastanemiz bünyesi içindeki laboratuvarlarımız da yapılmakta ve aynı gün içinde kısa sürede sonuçlanarak tedaviyi daha etkin bir şekilde sürdürmemizi mümkün kılmaktadır.



 

PGS Ne Demek ve Ne Zaman Uygulanmalıdır?

Anöploidi olarak bilinen, kromozom sayısının normalden daha fazla ya da az sayıda olması, en sık görülen kromozom anomalilerindendir. Preimplantasyon Genetik Tarama (PGS) işlemi embriyoların uterusa yerleştirilmeden önce kromozomların anöploidi açısından değerlendirilmesidir. Anöploidi yumurta ve spermin her ikisinde de olabildiği gibi, fertilizasyon aşamasında embriyoda da oluşabilir. Anöploidi mevcut olan kromozomal anomalinin çeşidine göre, fiziksel / mental gelişim problemine neden olabilir. PGS yöntemi ile anomali gözlenmeyen embriyoların tespit edilip transfer edilmesi ve sağlıklı bir bebek sahibi olunması amaçlanmaktadır.

Tüp bebekte elde edilen embriyoların bazısı uterusa implante olamazken, bazısının gelişimi erken dönemde durabilir, bazısı da bu süreçleri atlatsa bile doğum sürecine kadar gelişimine devam edemeyebilir. Sonuç olarak gebeliklerin %20si, doğal gebeliklerde de olduğu gibi, düşük ile sonlanabilir. Embriyo gelişim başarısızlıklarının nedenleri arasında komozomal düzensizlikler en büyük payı oluşturmaktadır. Düşüklerde görülen en yaygın kromozomal anomalileri : 13, 16, 18, 21 ve 22. kromozomlarda trizomi (bir kromozomdan üç tane bulunması), monozomi (kromozomun bir kopyasının bulunması) ve seks kromozomlarında (X ve Y) sayısal bir anormallik bulunmasıdır.

PGD Ne Demek?

Preimplantasyon Genetik Tanı (PGD) kistik fibrozis, talesemi ya da dengeli yapısal translokasyon riski taşıyan çiftlere uygulanır. Dengeli yapısal translokasyon genetik olarak dengesiz gamet (sperm ya da ) oluşmasına neden olur ki bunlar döllenmeyi gerçekleştirirse, genetik materyalde eksiklikler ya da fazlalıklara neden olarak kromozomal olarak anormal bir embriyo oluşmasına neden olabilir. Embriyoda meydana gelen böyle bir durum embriyonun ölümüne, düşüğe ya da ciddi medikal problemleri olan bir çocuğun doğumuna neden olabilir.

PGS/ PGD Nasıl ve Ne Zaman Gerçekleşir?

Embriyo fertilizasyonun ardından kültür sisteminde 8-10 hücreli evreye gelinceye kadar 3 gün takip edilir. Bu 3 günlük embriyoların blastomerlerinden bir ya da iki hücre biyopsi ile alınır ve belirli kromozomlara kromozomal analiz yapılır. PGS/ PGD işlemi düşük ve canlı doğumlarda kromozomal anomalinin en sık görüldüğü kromozomlara ( 13, 16, 18, 21, 22, X ve Y) uygulanır.

Biyopsi yapılmış olan embriyolar blastosist aşamasına gelinceye kadar 5 ya da 6. güne kadar takip edilir. Sadece anomali görülmeyen embriyolar uterusa transfer edilir.

Kromozomlara PGS/PGD işlemi yapılırken Fluorescence In Situ Hybridization (FISH) yöntemi ile özel problar (küçük DNA parçaları) analizi yapılacak olan belirli bölgelere bağlanır. Her prob farklı bir floresan boya ile etiketlenir. Bu floresan probları biopsi olarak alınmış hücreler ile etkileşime sokulur ve özel kromozomlar ile hibritleşmesi beklenir. Genetikçi tarafından floresan mikroskobu kullanılarak belirli kromozomda görülen renkli sinyaller ( bir, iki ya da üç) değerlendirilir. Tek bir sinyal monozomi, iki tane olanı disomi (normal), ve üç olan trizomi olarak değerlendirilir. Böylece belirli kromozomlardaki anöploidi belirlenebilir.

PGS/PGD nin avantajları nelerdir?

Transfer edilecek olan en iyi embriyoyu seçerek, gebelik oranı arttırmak, dondurulacak ya da elenecek olan embriyoya karar vermek

  • Düşük riskini azaltmak
  • Hastalara daha iyi bir yönlendirme yapabilmek
  • Kromozomal olarak normal olan embriyoları olan ama gebe kalamamış hastaları cesaretlendirebilmek

PGS Endikasyonları

  • İleri yaş ( 35 üstü)
  • Tekrarlayan düşükler
  • Tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı
  • Önceki gebeliğinde kromozom anomalisi olması
  • Anormal morfolojili spermler ile İntrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI) uygulanması
  • Spermde anöploidi olması
  • Çiftlerden en az birinde anöploid mozaisizm görülmesi
  • Çiftlerden en az birinin X e bağlı olan hastalık taşıyıcısı olması

PGD Endikasyonları

  • Çiftlerden en az birinin yeniden düzenlenmiş yapısal kromozom taşıyıcısı olması (translokasyon, inversiyon, delesyon)
  • PGD yönteminin bazı endişe ve dezavantajları bulunmaktadır:
  • Hazırlık ya da biyopsi aşamasında bazı teknik problemler yaşanabilir
  • Başarılı bir IVF ve PGD işlemi yapılsa bile transfer sonrası gebelik oluşmayabilir.
  • Tek bir hücrenin anal


Yardımla Yuvalama (Assiste Hatching)

Embriyo gelişimini sürdürürken belirli bir evrede ‘zona’ olarak adlandırılan embriyonun dış kabuğunun yırtılmasıyla açığa çıkar ve uterusa tutunur. Bazı hastalarda zona kalın olabilmektedir. Bu durum bazen yaşa bağlı olarak ortaya çıksa da bazen herhangi bir nedene bağlı olmaksızın ortaya çıkabilir. Dondurulmuş embriyoların çözülmesi sonrasında da geçirilen işleme bağlı olarak zona sertleşip kalınlaşabilir. Bu gibi durumlarda da embriyo zonayı yırtıp çıkamadığı için rahme tutunması zorlaşabilir.

Bu gibi durumlarda zona mekanik olarak ya da lazer kullanılarak inceltilebilir. Zonanın bu yöntemlerden herhangi biriyle inceltilmesi işlemine assiste hatching (yardımla yuvalama) işlemi adı verilir.



Retrograd Ejakulasyon Testi (Ejakulasyon sonrası idrarda sperm aranması)

Semen örneğinde sperm görülemeyen hastaların bir kısmında ejakülasyon (boşalma) sırasında mesane boynunun kapanmasındaki bir soruna bağlı larak ejakülat mesaneye kaçar ve bu klinik durum retrograd ejakülasyon (RE) olarak tanımlanmaktadır. Masturbasyon ile elde edilen ejakulat volümü 1 ml den az olduğu durumlarda bilateral vaz agenezi ya da klinik olarak hipogonadizim belirtileri bulunmayan erkeklerde, ejakulasyon sonrası idrarda sperm olup olmadığına bakılmalıdır.

Ejakulatta sperm saptanmayan ( Azoospermi) bir hastada boşalma sonrası idrarda sperme saptanması retrograd ejakulasyona işaret eder. İnfertilite problemi olan RE’lu hastaların bir çoğunda yardımla üreme teknikleri etkin bir tedavi yöntemidir.



Sperm Bulunamaması. Masturbasyon ile elde edilen semen örneğinde sperm olmaması durumunda testislerden cerrahi yolla sperm elde etme yöntemlerine başvurulur. Testislerden sperm elde etmek için kullanılan yöntemlerden enjektör kullanılarak aspirasyon yoluyla sperm aranması işlemine TESA (testiküler sperm aspirasyonu), testislerin cerrahi olarak açılıp sperm aranması işlemine ise TESE (testiküler sperm ekstraksiyonu) adı verilir.

Özel bir mikroskop kullanılarak yapılan microTESE işlemi sperm bulma olasılığı yüksek olan bölgelerden doku alınmasını sağlamaktadır. Bu teknik kullanıldığında sperm bulma olasılığı normal TESE yöntemine göre artmaktadır. Buna rağmen bazı durumlarda cerrahi olarak ta sperm bulunması mümkün olmamaktadır. Bu tip vakalarda 6 ay sonra tekrar cerrahi yolla sperm aranması önerilmektedir.

Merkezimizde mikroTESE işlemi başarı ile uygulanmaktadır.



Tüp bebek sürecinde Gebelik Testi, Embriyo transferinden 12 gün sonra kanda βhCG hormonu bakılarak gebelik elde edilip edilmediği anlaşılacaktır. Bu test 2 gün sonra tekrarlanacaktır. Kanamanız olsa bile bu testin yapılması önemlidir.



Tüp bebek Embriyo Transferi işlemi; Embriyolar yumurta toplama işleminden sonraki 2-6. günler arasında transfer edilebilirler. Transfer edilecek embriyo sayısı ve transfer günü embriyo sayı ve kalitesi, kadının yaşı ve daha önce tüp bebek denemesi olup olmadığı ve benzeri faktörler değerlendirilerek karar verilir.

Transfer işlemi muayene işleminden farksız olup genelde acısızdır ancak bazı hastalarda kramp şeklinde hafif ağrı olabilmektedir. Transfer öncesi anne adayının idrar torbasının kısmen dolu olması istenmektedir. Bu sayede transfer işlemi ultrason eşliğinde yapılabilmektedir. Klinisyen, vajinal bir spekulum kullanarak serviksi sabitler. Kültür medyumunda toplanan bir ya da daha fazla embriyo, ucuna enjektör bağlı olan uzun, ince steril bir tüp olan transfer kateterinin içine çekilir.

Klinisyen transfer kateterinin ucunu serviksten geçirerek, embriyoları içeren sıvıyı uterus (rahim) boşluğuna bırakır.
Anestezi gerektirmeyen bir işlemdir fakat bazı hastalar hafif sedasyonu tercih edebilmektedirler. Laboratuvar ortamında elde edilen embriyoların gelişimi uterus (rahim) içinde de devam ederse, embriyo kendisini çevreleyen ‘zona pellusida’ dan kurtulur (hatching) ve yumurta toplama işleminden 6-10 gün sonra uterus duvarına tutunur (implantasyon).



Kişiye Özel Değerlendirme, tedavi yaklaşımı sizin yaşınıza, tanınıza, infertilite süresine ve daha önce uygulanan tedaviler ile sizin tercihlerinize göre tespit edilecektir. Tedavinizin her aşamasında nelerin yapılmakta olduğunu, tedavi alternatifleri ve uygulanması düşünülen tedavi türü için gerçek gebelik şansınızın ne olduğunu, ve de tedavi başarısız olursa nelerin yapılabileceğini açıklayacağız.

Diğer tıbbi uygulamalardan farklı olarak, hasta ve tüp bebek ekibi arasında tedavi boyunca daha sıkı ve hızlı olması gereken bir iletişim vardır. Tedaviniz baştan sona kadar doktorunuz Nuri Delikara / Tansel Çetinkaya tarafından takip edilecektir. İlk görüşmeden tanısal testlerin yapıldığı süreç ve tüm tüp bebek tedaviniz süresince doktor Delikara/ Çetinkaya yanınızda olacaktır. Konusunda uzman diğer takım arkadaşlarımızda bu süreci destekleyecek ve her hasta kişisel ve özel olarak tedavi edilecektir.

Florence Tüp Bebek hemşirelik ekibi tedavi başarınızı arttırmak üzere konusunda uzman ve deneyimli kişilerden oluşmuştur. Birebir iletişim sadece konforunuzu arttırmak değil aynı zamanda stres ve anksiyetinizi azaltmanızı sağlayarak tedavi başarınızı arttırmaya katkıda bulunacaktır. Bu süreçte bir hemşire ilk görüşmenizden gebelik testinize kadar ki tedavinizin her aşamasında size yardım edecek ve yol gösterecektir..

Klinik mükemmelliğimiz hastalarımızın merkezimiz hakkında ilk söylediği farklılığımızdır. Takım olarak bilmekteyiz ki infertilite duygusal ve fizyolojik birçok konuyu içeren ve çiftlerde strese neden olan zor bir süreçtir.

Hedefimiz size mevcut imkanlar dahilinde yapılabilecek her türlü imkanı sunarak infertilite tedavinizi başarı ile sonuçlandırmaktadır. Her infertilite tipi için en gelişmiş tedavi protokolleri ve yardımcı yöntemler merkezimizde uygulanmaktadır.

Tedaviniz planlandıktan sonra kullanacağınız ilaçlar eczaneden istenecek ve ilaçların herbirinin nasıl kullanacağı ayrıntılı olarak anlatılıp ve size yazılı olarak bilgilendirme yapılacaktır.


Florence Ferticenter

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.

Kadıköy Florence Nightingale Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezi© 2022 Tüm hakları saklıdır.

Tüm hakkı Florenceferticenter aittir - 2022